-->

diziyi ilk bölümünden itibaren yeniden izlemeye başladım

yeniden izleyen herkes bunu farkedecektir. önceleri daha hararetli araştıran soruşturan karakter son bölümler itibariyle -sorgu odasında ki inkar edilemeyecek çabalarını saymazsak- behzat' ın arabasını kullanan gittiği yerlerde çeşitli komiklikler yapan daha doğrusu cinayet olaylarına bi şekilde müdahil olamayan bi tiplemeye dönüşmüş durumda. elbette ki o hallerini çok seviyoruz seviyorum onlarda olsun ancak biraz daha ciddi işine konsantre görmek isterim.

Turuncu Jip OyunuTank Kamyon OyunuKarlı Yollar OyunuTrafik Kontrol 2 OyunuMario Yük Arabası Oyunu

birde hayalet ve ılgın' ın ilişkisi 34. bölüm itibariyle çözümlenmese en azından ılgın bi anda tek bir bölüm itibariyle hayalete tutulmasa ve ikisinin kaçamak hallerini aşkın o ilk ve en güzel yerlerini biraz daha izleyebilsek çok daha güzel olurdu.

evet, berna için üzüldük, adını feriha koyamadan sakarya'nın kaldırımlarına şubat sümüğü misali yapışmasına oldukça içerledik ve genç kızların damlardan atlamamaları gerektiğine dair inancımız iyice pekişti. lakin nedir arkadaşım bu kaset meselesi, neden elden ele geziyor? devletin tüm imkanlarını kullanarak grinin her tonunda iş çeviren ve güneş gözlüklerini çıkarmadan uyuyan adamların ne işi var behzat ç.'nin kızının kasetiyle? mariana çukuru kadar derin devletin neferleri işi güçü bırakmış, asabi ve gözükara bir başkomiserin kızının ölüm anını gösteren kaseti aralarında paslıyorlar. manasız ya la bu.

behzat amirim kankasını bıçaklayan zalimleri kösele ayakkabısının topuğuyla ıslah ediyor ve her cinayeti sakince çözüyor olabilir. harika biri o. yalnız ola ki haddini aşsa ve derin devlete gerçekten zararı dokunacak olsa, amirimi saniyesinde harcarlar ya la. kimsenin ruhu duymaz: "oo behzat buradaydı, bir anda yandı bitti, kül oldu" derler. bu adamlar ülkenin en pis işlerini hobi niyetine yapıyorlar, haddinden fazla küfreden bir başkomiseri mi harcamayacaklar? behzat'ı susturacak ya da manipule edecek hiçbir belgeye, kasete ihtiyaçları yok.

lakin sırf gizemi tırmandırmak adına kaset meselesi zikrediliyor. berna atladı/yok adam geldi itti. kaset nerede? derin devlet aldı götürdü. la behzat kim ki, bu adamlar materyal toplama zahmetine katlansın. anında çekerler ipini ve biz yalnızca kırılan boynun rahatsız edici çıtırtısını duyarız. türkiye'nin gelmiş geçmiş en harika dizisine yakışmıyor böyle zorlama gizem manevraları.

- belgeselciler "akbaba belgeseli çektiklerini" söylüyorlar ve onların kamera kayıtları cinayetin çözülmesine katkıda bulunuyordu. gerçekten de ben trt'de kızılcahamam'da çekilmiş bir akbaba belgeseli izlediğimi hatırlıyorum. nitekim ufak bir google aramasından bu belgeselin adının "dev kanatlar: kara akbaba" olduğu, iki yıla uzanan bir sürede çekim yapıldığı, çekimlerin kızılcahamam, soğuksu milli parkında yapıldığı öğrenilebiliyor.

-nükleer toplantısında araya giren dinleyicinin konuşması uzun ve yersiz değildir. konuşan kişi protokol ünvanı bulunan bir siyasetçi/bürokrat olmadığı sürece panel, seminer ve konferanslarda bu tür uzun müdaheleler olur. bu tipler "bir soru soracağım" diye söze başlar, sonra yarım saat kadar kendi görüşlerini aktarırlar, en sonunda soru formatını bozmamak için "bu görüşlerime katılıyor musunuz" vs. şeklinde konuşmasını bitirirler. bunlara panel/seminer/konferans terminolojisinde kısaca "korsan bildirici" denir.

0 hanım yorum yapmış: